Dünya Kupası Serüvenimiz Heyecanımız ve Fedakarlığımız
A Milli Futbol Takımımız’ın Dünya Kupası’na katıldığı ilk turnuva 1954 İsviçre Dünya Kupası Turnuvası’dır. Tabi 1954 yılındaki Dünya Kupası maçlarını yaşım itibariyle hatırlamam mümkün değil (dedem daha bekarmış) ama gruptan çıkamasak da o yıllarda bile destan yazmayı bilmişiz.
Rakiplerimiz Batı Almanya, Macaristan ve Güney Kore… İlk maçımızı Batı Almanya ile oynamış ne yazık ki 4-1 yenilmişiz. Bu maçta attığımız gol, A Milli Futbol Takımı’mızın Dünya Kupası’nda attığı ilk gol. Golün sahibi ise Suat MAMAT. Futbolculuğunda böylesi bir ilke imza attığı gibi teknik direktörlük kariyerinde de 1977-78 sezonunda MKE Kırıkkalespor’u şampiyon yaparak Türk futbol tarihinde bir ilçe futbol takımını (o zamanlar Kırıkkale Ankara’nın ilçesidir) Türkiye 1. Futbol Ligi’ne çıkartan (bugünkü Süper Lig) ilk teknik direktör olma ünvanına sahip olan Suat MAMAT, 3 Şubat 2016 yılında vefat etmiş. ALLAH mekanında dinlendirsin…
İkinci maçımız Güney Kore’yle ki destan yazdığımız maç, bu maç. Bizim A Millilerin golleri Güney Kore kalesine adeta yağmur olup yağmış. O maçta rakibimiz Güney Kore’yi tam 7-0 yenmişiz. Golleri de Suat MAMAT (Dk:10-30-) Lefter KÜÇÜKANDONYADİS ( Dk : 38) Burhan SARGIN (DK : 37-64-70) ve Erol KESKİN (Dk. 76) atmış.
Üçüncü maçımızı o zamanki play off kuralı gereği Macaristan ile yapmayıp tekrar Batı Almanya ile yapmışız. Fakat 7-2 yenilerek bir üst tura çıkamadan elenmişiz. Elenmişiz elenmesine ama Güney Kore’yi 7-0 gibi rekor bir skorla yenmemiz, Dünya Kupası maçları içinde en farklı skorlu galibiyetler arasında yerini halen koruyor.
Tabi o yıllarda maçlar ekseriyetle radyolardan takip ediliyordu. 1954 İsviçre Dünya Kupası maçlarını radyoları başında dinleyenler bunun için nasıl bir fedakarlıkta bulundu bilemiyorum ama biz 2002 Dünya Kupası maçlarını izlemek için yaptığımız fedakarlığın bir benzerini şimdi 2026 Dünya Kupası maçları için yapıyoruz…
xxx
2002 Dünya Kupası Turnuvası’dan tam 24 yıl sonra bu sabah yedide 2026 Dünya Kupası’ndaki ilk maçımızı yaptık. Pazar sabahın yedisi… Bir millet uyanmış televizyonların başında…
Futbolun en prestijli, en heyecan verici organizasyonunu kaçırmamak için belki de bayram namazına dahi kalkmayanlar, ya da ramazanın ilk sahurunda sanki üç yüz yıldır uyuyormuş da ilk o gece uyandırılmış gibi sofra başında öylece uyuklayanlar bile bu sabah tüm enerjileri ile tüm konsantrasyonlarıyla ekranların başındaydılar.
Yani biz Türk milleti olarak şöyle işten gelip, güzelce duşumuzu alıp, akşam yemeğini yiyip, çaylarımızı demleyip, koltuklarımıza kurulup A Milli Futbol Takımı’mızın Dünya Kupası maçlarını rahat rahat bir türlü izleyemedik. Organizasyona katıldığımız yıllardaki maçların yapıldığı ülkelerle ülkemiz arasındaki saat farkı buna hep engel oldu. Ya haftaiçi mesai saatlerine denk geldi o maçlar ya da bu yılki gibi sabahın en erken saatlerine…
Elbette bundan muzdarip tek ülke taraftarı biz değilizdir ama hem 2002’de hem de 2026’da kendi ülkesinin Dünya Kupası maçlarını izlemek için zamana dair bir fedakarlık yapmak kaç ülkenin taraftarına nasip olmuştur diye düşünmeden edemiyorum.
Önceden buna benzer durumları babalarımızdan dinlerdik. Mesela Muhammed Ali’nin boks maçlarında herkesin evinde televizyon olmadığı için sabaha karşı tüm kahvehaneler dolar taşarmış. Malum saat farkından dolayı Türkiye’deki boksseverler Muhammed Ali’nin maçlarını uykularından feragat ederek izlerlermiş.
Belki günümüzde her evde televizyon olmasa A Milli Futbol Takımı’mızın Dünya Kupası maçları için bu sabah kahvehaneler yine dolup taşacaktı. Milli maç dahi olsa futbola en ufak bir heyecan duymayan kesim, bu kalabalıkları kendilerince daha hayırlı şeyler için toplanmadıklarından dolayı eleştirecek, homurtu halindeki eleştirileri ya bir ‘’ Goolll’’ çığlığı susturacak ya da yenen gole safredilen cümleler bastıracaktı.
xxx
Sabahın köründe uykudan uyanıp maç izlemek. E bu nereden bakarsan bak, diğer ülke taraftarlarının katlanmadığı bir fedakarlıktır… Namaz, iş, eğitim ya da herhangi bir şey için uykusundan ödün vermeyenler, buna dair en küçük bir fedakarlıkta bulunmayanlar artık önümüzdeki haftalarda hep erken uyanacaklar… Çünkü bu yılki Dünya Kupası maçları saat farkından dolayı bizim tabirimizle karga b.kunu yemeden yayınlanıyor…
Birkaç paragraf yukarıda da söyledim. Türkiye A Milli Futbol Takımı’nın Dünya Kupası maçları 24 sene önce de saat farkından dolayı buna benzer bir fedakarlık yaptırtmıştı bizlere. Şöyle ki 2002 Dünya Kupası maçları Türkiye’de mesai saatlerine denk geliyordu . Yani bu yıl maçları izlemek için erkenden uyanman gerekiyorsa o gün için de ya işyerinden izin alman ya okula gitmemen ya da bir şekilde ekran başında olman gerekiyordu.
Ortaokul yıllarıma denk gelen ve gerçekten bir destan yazdığımız o turnuvada A Milli Futbol Takımı’mızın maçını izlemek için okulu astığımı ve bazen de hiç gitmediğimi biliyorum. Sadece ben değil ki… O gün ‘’ … ben çok hastayım bugün işe gelemeyeceğim kusuruma bakmayın’’ cümlesi, ülke genelinde en çok kullanan cümlelerin başında geldiğine eminim. Çünkü rapor alamadığı halde maçı izlemeye kafasına koymuş kişiler telefonlara sarılıp ama müdürlerini, ama vardiya amirlerini, şeflerini aradılar ve hasta taklidi yaparak işe gitmediler.
Giden yevmiye olsun, A Milli Futbol Takımı 50 küsür sene sonra Dünya Kupası’na katılmışken ilk maçı izlememek olur mu? Olmazdı tabi. Göğsümü gere gere belirtmekten çekinmeyeceğim, o günkü A Milli Futbol Takımı biz izleyenlere ait bu ferakarlığın hakkını oynadığı her maçta mislisiyle vermişti.
İlk maç; rakip, bileği bükülmeyen kudretli Brezilya. Roberto Carlos’u, Cafu’su, Ronaldinho’su, Ronaldo’su, Rivaldo’su… Yani adamların gözlerini değil ayaklarını bağla yine oynarlar. Ama oynatmadı bizim çocuklar. İlk yarının sonuna doğru Hasan ŞAŞ’ın adeta Cenab-ı ALLAH’a sığınıp yarım vole vurduğu top gol olunca muhtemelen Türkiye’nin hava sahasından uzaya doğru bir ‘’ Goooolllll’’ sesi duyuldu. Bir millet ‘’ Goooolll’’ diye bağırıyor. Bir millet Hasan ŞAŞ sayesinde en yakınındakine sarılıyor. Bir millet kesilen yevmiyesiyle, dinlemediği dersle, aldığı raporla, rapor alamayıp söylediği yalanla gurur duyuyor.
Tabi forvetinde Ronaldo olan takıma karşı bir maçı galip götürmek çok zor. Teferruata girmeyeceğim, maçın sonunda biz 2-1 yenildik. Ama attığımız o ilk golle yaşadığımız sevinci hatırladıkça hâlâ boğazım acır.
Peki ya Senegal maçında İlhan MANSIZ’ın attığı o altın gol… Bir gol atıyorsun, maçı bitiriyorsun ve A Milli Futbol Takımı’nı Dünya Kupası’nda yarı finale çıkartıyorsun. İşte o günlerde koca bir milletin tekrardan ‘’ Goooll’’ diye bağırıp, çoğunun boğaz ağrısıyla gittiği hastanede ilk defa ‘’ Ses Tellerinde Nodül’’ tanısı almasının sebebi budur!
Yarı finalde yine Brezilya ile karşılaştık ve ne yazık ki yine Ronaldo’ya takıldık… Ama biz A Milli Takımı’mızın oyuncularından razıydık. Çünkü onlar tarihimizde ve ömrümüzde tatmadığımız heyecanı, yaşamadığımız hisleri yaşatmışlardı bizlere.
Futbol dendiğinde akla gelen ülkeler olan Danimarka’nın, Fransa’nın, İngiltere’nin, İspanya’nın, İtalya’nın, Portekiz’in, Arjantin’in, Nijerya’nın çoktan havlu attığı o turnuvada bizim aslanlarımızın şampiyonluk uğruna döktüğü terleri silmeye havlular yetmemişti…
Türkiye A Milli Futbol Takımı’mızın milletine yaşattığı bu hisleri, bu başarıları taçlandırıp 2002 Dünya Kupası Üçüncüsü olduğunu tescillediği maç ise Güney Kore maçıydı. Elli küsür sene önce ezici bir skorla yendiğimiz Güney Kore’yi bu sefer 3-2 yenerek dünya üçüncüsü olmakla kalmadık o maçta tüm Dünya Kupası turnuvalarındaki en erken golü attık.
İşte böyle… 2026 Dünya Kupası’nda ilk maçımızı izlerken çeyrek asır öncesine gidip geldim.
Bu sabahki maça gelecek olursak, milletçe uyandığımız bir pazar sabahında yine milletçe ‘’Gooolll’’ diye haykıramadık ne yazık ki... Yediğimiz iki golle de ilk maçımızdan puansız ve keyifsiz ayrıldık.
İlk yarının 27. dakikasında kaleyi bulan ilk şutumuza sevinirken topu oyuna süren kalecinin başlattığı atakla yediğimiz gol, Arda Güler’in oyun performansına dair yüzümüzü çok da güldürmemesi moralimizi bozarken Abdulkerim’in kalecinin müdahalesi sonrası direkten dönen top sahadaki oyunumuza dair tek tesellimiz oldu.
İkinci yarıda oyuna giren Kenan Yıldız’ın da oyunla yıldızı pek uyuşmadı sanki… Gol olması içten değilken kalecinin çıkarttığı iki serbest vuruşla umutlanmıştık ama yediğimiz 2. golle yaşadığımız derin şok maçın bitimine normal süre olarak daha 15 dakika varken sahadan kimin galip ayrılacağını belirler gibi oldu…
Ne yapalım sağlık olsun… 2026 Dünya Kupası ilk maçımızda Avusturalya’ya 2-0 yenildik. 2002 Dünya Kupası’nın ilk maçında da yenilmiştik hemen üzülmeyelim (tabi böyle bir oyun sergilemeyerek.) Başı buruk başladı, umarım sonu coşkulu biter ve Dünya Kupası’nda özlediğimiz o başarıları tekrardan yaşarız…
Haydi Türk Milleti daha uykumuzdan fedakarlık ederek izleyeceğimiz maçlarımız var… Bu çocuklar bizim yüzümüzü gülderecek… ALLAH yardımcımız olsun!
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış
Devamını keşfet — Bunları da oku
- İnsanın Değer Verdiği Şeyler O İnsanın Kim Olduğunu Ele Verir Mi?
- Bir Pazar Klasiği Serpme Kahvaltı İsrafın Zirvesi mi ?
- 2040 Yılında Sigara ile Mücadelede Son Koz
- TMO 8 Müfettiş Yardımcısı Alıyor — Başvurular 25 Haziran'da
- Köse Belediye Başkanlığı 1 Mimar Alıyor — Başvuru 24 Temmuz 2026
- Altın Yüzde 2,63 Artışla 6.423,85 TL: Dolar 46,17 TL
- Gaziantep Nurdağı'nda 4.5 Büyüklüğünde Deprem
- Dövizde Karışık Seyir: Dolar 46,17 TL, Euro 53,44 TL
- Yunanistan İlksel'de 5 Büyüklüğünde Deprem: Kandilli Verileri
- Kriptoda Karışık Sinyaller: Bitcoin 63.498 Dolara Yükselirken Altcoinlerde Satış Baskısı
- Yunanistan'da 5 Büyüklüğünde Deprem: Kandilli Rasathanesi Verileri
- Gaziantep Nurdağı'nda 4.5 Büyüklüğünde Deprem: Kandilli Verileri