Ana içeriğe geç
Okullar Kapanıyor Çırak Aran(m)ıyor
Köşe Yazısı ✍ Köşe Yazısı

Okullar Kapanıyor Çırak Aran(m)ıyor

5 dk okuma 62 görüntülenme Güncellendi: 26.06.2026 04:00

  Yarın okullar kapanacak ve milyonlarca çocuk genç zorlu geçen bir eğitim ve öğretim yılından sonra hakkettikleri yaz tatiline kavuşacak. Bu konuyla ilgili geçenlerde çok ilginç bir detayı farkettim.

   Bundan yıllar önce yine böyle yaz tatili dönemlerine birkaç gün kaldığında sanayideki, mahalledeki esnaf camlarına ‘’Çırak Aranıyor’’ ilanı asar, erbabı olduğu işi layıkıyla yapacak olan geleceğin ustalarını arardı. Hatta ustalığın en büyük alamet-i farikalarından birisi de ustanın yetiştirdiği çırağın günü geldiğinde mesleki beceride kendisinden daha mahir olmasıydı. Yani bir çırak usta olduğunda ustasından daha kabiliyetli olursa onu yetiştiren usta eseriyle ve kendi ustalığıyla gurur duyardı.

  Dükkanlara gelen çırak adayları arasında ustalar kendilerince bir mülakat yaparlardı. Bakışlarından tutun da konuşmasına, atikliğinden beyfendiliğine kadar ustanın süzgecinden geçebilenler ‘’Çırak ‘’ olur ve işe başlarlardı.

  Çıraklığa seçilemeyenler de çırak aramayan mahallenin camcısına, marangozuna, terzisine, berberine, bakkalına babaları, amcaları ya da dedeleri tarafından ortaya hatır konularak ‘’Eti de senin kemiği de’’ düsturuyla ite kaka gönderilirdi.                                                                              

  Mesela bir berbere giderdik, askılıkta kurumuş temiz havluyu çırak getirir, saç kesimi bittikten sonra yerdeki kılları süpürürdü. Terziye provaya gittiğimizde burnunun ucundaki gözlüklerinin tepesinden çırağını süzen terzi ona bir kaş göz yapar, çırak mesajı alıp dışarı fırlar, birkaç dakika içinde elinde kahve tepsisiyle gelirdi. Evimize marangoz çağırırdık, usta aldığı ölçüleri çırağına yazdırır, metrenin bir ucundan tutturur, çıkarken de çantasını ona taşıtırdı. Hülasa nerede bir dükkan, nerede bir usta varsa muhakkak orada bir çırak olurdu.

  Gün geçtikçe rüştünü ispatlayan çırağa icabında dükkan emanet edilir, o sırada usta dükkanın dışındaki işlere koşar, saatlerce gelmez ama dükkan kapalı kalmazdı. Hatta bazı acar çıraklar gelen müşteriyi sözlü olarak dükkana bağlamaktan öte onun işini görürdü. Bu iş bazen bir aracın far lambası değişimi, bazen bir pantolonun paça ölçüsü, bazen de basit bir elektronik aletin parça tamiri olurdu.

  

  Çırak aslında bir dükkanın en önemli unsuru, geleceğe yatırımıydı. Çıraklığı boyunca hep geri hizmet kavramıyla anılan işleri yapsa da mesleği ileri götürecek olan oydu. Çünkü dükkanda bugün süpürge tutan çırak, yarın ustasına bijon anahtarı verecek daha sonraları ise o bijon anahtarını kendisi kullanacaktı. Bugün adı çıraktı belki ama ileride onun adının arkasına ‘’ Usta’’ ünvanını ekleyip öyle sesleneceklerdi.  

   Günümüzde folklorik olarak kalan yahut adları bile anılmayıp unutulan ne kadar meslek varsa bunun en önemli sebeblerinden biri de meslekte devamlılığı sağlayacak çırakların gelmeyişiydi. Çırak kanalıyla kalifiyeli eleman açısından beslenemeyen meslekler o gün için ne kadar revaçta olursa olsun şimdilerde devrildi gitti.                                                                         

  Çırak kavramı bu kadar önemliyken görüyorum ki artık dükkanlar çırak aramıyor. Çok ilginç. Okullar kapanıyor ama hiçbir usta çırak aramıyor. Hatta önceden ‘’ Çırak aranıyor’’ ilanı asanlar artık neredeyse ‘’ n ‘’ ile ‘’ ı ‘’ harflerinin arasına bir ’’ m ‘’ harfi koyarak çırak aramadıklarını ilan edecek durumdalar.

   Neden böyle diye sorduğumda, ustalardan bazıları ekonomik sebepleri gösteriyor, bazıları nerede o eski bayramlar lafını anımsatırcasına nerede o eski çıraklar deyip değişen popüler kültürle birlikte çırak kavramının eskisi gibi gençler nazarında itibar görmediğinden, dükkanın işlerine kendilerini vermediklerinden, bazı gençlerin ise eline tornavida almayı, çekiç sallamayı, takım çantası taşımayı, somun sıkmayı geçim kapısı yapmak istemeyişinden bahsediyor.

   İşte burada ebeveynlere büyük sorumluluk düşüyor. Dersleri biraz boşlayan çocuklara ‘’ Okumazsan sanayiye gidersin. Okuldan alır, sanayiye veriririm seni.’’ gibilerinden çemkirmelerle zanaat düşük bir şeymiş gibi gösterilirse, bir zanaat sahibi olmak ancak okuyamayanların seçeceği bir yolmuş gibi tarif edilirse gençler o yola sapmaz. Sapmadığı da gün gibi ortada…

  Oysa sanayideki her dükkanın bir okul, ustanın çırağına, kalfasına öğrettiği işin bir eğitim olduğu gerçeğini nasıl görmezden geldik hayret ediyorum. İşte bugün görünmeyen meslekler, dün görmezden gelinenlerin sonucudur. Ne acı değil mi?

   Göremedik… Usta çırak ilişkisi olmadan bir eğitimin tamamlanamayacağı idrak edemedik. Staj müessesesi ve stajer kavramı bu dediğime en büyük örneği teşkil eder. 25-30’lu yaşlarda eğitimli kocaman insanlar, mezun oldukları alanın sektöründe bir de staj görüyorlar değil mi? Kendilerinden daha kıdemli olanlardan iş öğreniyorlar…

   Bugün senelerce süren eğitimler sonrası saç ağırtan, gözlük taktırtan fakültelerden mezun olanlar bile bir usta çırak ilişkisinden geçmedikçe görevlerini ifa edemiyorlar. Teoride yalanıp yutulan o bilgiler, pratikte dönüp dolaşıp bir ustanın gözleminden, denetiminden ve öğretisinden geçiyor. Deneyim ve tecrübe her zaman her alanda teoriye galip geliyor…

   Doktorluk mesela… Bir doktor onca yıl okuyor, teorik olarak her şeye hakimken kazandığı bir cerrahi uzmanlık alanında ameliyatların icrasını kitaplardan değil, ameliyathanede kendisinden kıdemli ya da ünvan olarak büyük cerrahlardan öğreniyor. Kitaplarda sayfalarca okuduğu bir apandisit ameliyatını yapabilmek için önce kıdemlisini izliyor sonra onun gözleminde gerçekleştiriyor. İşin özü sanayide de fakültede de aynı… Usta-çırak ilişkisi…

    Bizim sıkıntımız ise şu, fakültede değil de sanayide işinin profesörü olacak çocukları fakülteye zorladık. Yahut sanayi işini, bir meslek erbabı olmayı, kazancı ve saygınlığı az bir işmiş gibi çocuklarımızın beynine kazıdık. Yazık oldu yazık… Ustalar da vaz geçmiş, çırak aramıyor artık.

   Özünde zanaatkâr kumaşı olup fakülteye zorladığımız çocuklar ne fakültede kendine yer bulabildi ne de onca rahat ortamı gördükten sonra sanayiye dönebildi. Ustalar kendi işinin çırağı oldu. Eğitim ve öğretim açısından yanlış yönlendirilen yüzbinlerce genç mesleksiz kaldı.

    Oysa artık kalem tutandan ziyade eli mala tutan, testere tutan, fayans döşeyen, çeşme takan, elektrik hattı çeken daha çok kazanıyor daha çok rağbet görüyor… Randevulu sisteme rağmen doktorların aradan randevusuz hasta alıp baktığı günümüzde berbere gittiğinde ‘’ Keşke arasaydın kardeşim, çok yoğunum, aramadan gelme’’ deyip keseceği saç için birkaç gün sonrasında randevu veriyor. Sanayiye gidiyorsun her tamircinin önü düğün evi gibi araba üstüne araba. Evinde bir tadilata başlayacaksın diyelim tadilatın bitmesini bırak işin ustasını bulman bir ay sürüyor… Esnaflığın erdemine belki gölge düşürüyor ama artık ustalar müşteri seçiyor…

  Çıraklığı seçmeyenler, seçtirilmeyenler, bir mesleğin ustası olamayanlar ise ömrünün her evresinde yaşamın çırağı olarak kalıyor.

   

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış

Aşağıdan ilk yorumu sen yaz ↓

Yorumun moderasyon sonrası yayınlanır. Spam / hakaret içeren yorumlar silinir.

Devamını keşfet — Bunları da oku

Bu haberi paylaş

Güncel haberleri kaçırmayın.

Bültene abone ol
Hızlı Erişim